Rabbena!

 

Denizin üstünde kâh batan, kâh çıkan bir adam� Çoktan geçip gitmiş bir
gemiden atılmış. Gökyüzü, deniz zifiri karanlık.

Tam bu esnada devâsâ bir balık adama yaklaşıyor. Bir hamlede onu yutabilir.
Adam ızdıraplar içinde. Ama bu, boğulma tehlikesinden, balığa yem olma
korkusundan başka bir ızdırap. İçinde bulunduğu hali neredeyse
hissettirmeyen, unutturan bir dert.

Dudakları oynadı, ta yüreğinden kopup gelen bir sızıyla yakardı:

- �Başka ilâh yok, tek sen varsın… Sen her türlü noksanlıktan uzaksın. Ben
zalimlerden oldum.�

Balık onu tam yuttuğunda işte böyle yalvarmıştı. Balığın içinde de aynı
yakarış devam etti.

Denize atılan adam bir peygamberdi. Otuzüç yıl halkını Allah�a çağıran bir
peygamber. Onu dinlemediler. Dayanamadı ve Rabbi�nden izin gelmeden oradan
ayrıldı. Başka diyarlara gitmek üzere bir gemiye bindi. Ama ilâhi tecelli,
bir kura sonucu denize atıldı. O, Yunus Peygamber�di.

Hz. Yunus Aleyhisselam, babası Adem Aleyhisselam�ın ve anası Havva�nın
yoluna uydu. Ve şimdi onlar gibi pişmanlık yaşıyordu.

Hani Şeytan yemin ederek Hz. Adem Aleyhisselam�ı ve Havva Annemiz�i
kandırmıştı da yasak ağacın meyvesinden yemişlerdi. Ama yaptıkları işin ne
kadar yanlış olduğunu hemen anlamışlardı. Ne var ki iş işten geçmişti.
Allahu Tealâ onlara:

- �Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? Şeytan size apaçık bir düşmandır
demedim mi?� buyurdu.

Her ikisi de hatalarını anladılar, gözyaşları dökerek ağladılar. Gidilecek
tek kapı vardı, ona sığındılar ve yalvardılar:

-�Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet
etmezsen hüsrana uğrayanlardan olacağız!� (Araf, 22-23)

İnsanlığın babası ve anası, bu ıztırap içinde uzun zaman inleyip durdu.
Beşeriyetin hamuru bu pişmanlık ile yoğruldu. Nihayet Yüce Mevlâ,
tevbelerini kabul buyurdu.

Şu yer kürede Adem Aleyhisselam�dan beri kimler geldi, kimler geçti.
Zalimler zulümleri ile yok olup gitti. Güzel insanların ise hoş sedaları
kaldı. Yüce Mevlâ da onların yalvarışlarını, dualarını ebedileştirdi. Yüce
kelâmında onları bize haber verdi.

Rasulullah (S.A.V). Efendimiz hayatının her köşesini ilmek ilmek dualarla
ördü. O bir dua insanıydı. Namazların son oturuşunda tahiyyat ve salâvattan
sonra da hep dua ederdi. Bu dualarına genellikle şu yakarışla başlardı:

- �Rabbenâ…�

Yani �Ey Rabbimiz!�, �Ey Rabbim!..�

O�nun kutlu yolunu takip eden gönül adamları da, Kur�an�dan seçerek
özellikle bu dualarla Alemlerin Rabbi’ne yakardılar. Çünkü bu dualar
peygamberlerin yüreğinden dökülmüş, Mevlâmız�ın sevgisini kazandırmış
dualardı.

Namazlarımızın son oturuşunda �Rabbenâ� diyerek okuduğumuz duaları Yüce
Rabbimiz bize öğretiyor. Merhametine ve şefkatine sığınmamızı istiyor. O�na
ait olduğumuzu ifade eden �Rabbenâ� yani �Rabbimiz� ifadesiyle yakarmamızdan
razı oluyor:

- �Rabbenâ! Dünyada bize iyilik ver; ahirette de… Bizi cehennem azabından
koru!� (Bakara, 221)

- �Rabbenâ! Hesap gününde beni, annemi, babamı ve bütün müminleri bağışla!�
(İbrahim, 41)

Bu naz meşrepli bir peygamberin, Hz. İbrahim Aleyhisselam�ın duası.
Namazlarımızı onun duasıyla bitiriyoruz.

Umulur ki, dilimizden dökülen her niyaz, her yakarış hayatımızı ibadet
kılar. Bizleri salih ve sadık kullar zümresine dahil eder. Ve umulur ki, son
nefeslerimiz şefkati, rahmeti alemleri dolduranla vuslat vaktimiz olur…

Alıntı!

~ yazan: ctrlu Aralık 7, 2008.

Yorum Yapın